Kucak Dolusu Sarılın!

Bana göre bir ilişkinin olmazsa olmazlarının arasında başta iletişim, sonra cinsellik, sonra sosyal ilişkiler, sonra da sarılmak gelir.
Evet sarılmak bildiğimiz sarılmak, kucak dolusu hisleri karşı tarafa geçirerek sarılmak…

Ben kendimi bildim bileli izlediğim filmlerde olsun çizgi filmlerde olsun en çok sarılma sahnelerine odaklanmışımdır. Böyle sıcacık, içten kocaman bir sarılma.
Kimin kime ya da neye sarıldığının bir önemi yoktur, ister insan ağaca, ister maymun kediye, isterse dinazor kertenkeleye sarılsın önemli olan sarılmanın şekli verdiği mesaj ve yansıttığı enerjidir.
Hele esas oğlanın esas kadına sarıldığı sahneler yok mu hah işte o sahnelerde akan sular durur benim için… (muhtemelen birçok kadın için de öyle)
Ama maalesef iletişim kuramadığımız halde iletişim kurduğumuzu sandığımız gibi sarılmayı beceremediğimiz halde sarıldığımızı sanıyoruz !

Hadi öpüşmek daha meşakkatli bir işlem diyelim, iyi yapabilmek tecrübe ve kendini adamışlık ister belki ama ya sarılmak? Onu neden beceremiyoruz?
Gayet içgüdüsel bir hareket olan sarılmaya karşı neden bu kadar özürlüyüz?

Kendi ve bize yakın kuşağımız için diyebilirim ki bizim zamanımızda aile içinde hiyerarşi vardı ve hala birçok ailede bu böyle devam ediyor. Bayram seyran dışında kucaklaşıp öpüşmek ancak annenin yapacağı şeyler arasındadır, mesela ben annemle o samimi mesafeye bile ancak ayda yılda bir denk gelirdim. Hele babamla neredeyse asla, ancak hasta olursam bir tehlike olursa öyle, o da teselli amaçlı duygu barındırmayan cinsten. (Öpiiiim de geçsin kuzucuğum anlamında gerçekleşir) Anne her ne kadar aile içi nabza şerbet verme müdürü ise baba da şerbete bir o kadar uzak ailenin esas sahibidir!
Çocukları sevin mıncıklayın, onları anlamaya çalışın, sevginizi gösterin cümleleri o kadar moda değildi benim zamanımda.
Kolun kırılıp yenin içinde kaldığı zamanlar…
Bundan dolayı benim ve bana yakın nesiller kucaklaşmaya aç, alından öpülmeye hasret yetişti.

Amerikalı terapist ve yazar Virginia Satir’a göre ise; “Ayakta kalabilmek için günde dört kez kucaklanmaya ihtiyacımız var. Başarılar elde edebilmek için günde sekiz kere kucaklanmaya ihtiyacımız var. Büyümek içinse günde on iki kere kucaklanmaya ihtiyacımız var…”
Bu hesaba göre eminim ki tanıdığım tüm kadınlar ayakta kalabilmek için günde dört kez olsun sarılmaya tav olacaktır!
Aslında baktığımızda dünyada sarılmadan hoşlanmayan insan neredeyse yoktur ki sarılma aynı zamanda stres kaynaklı birçok rahatsızlığa da iyi gelir. İnsanlar en içten gözyaşlarını birine sarıldıklarında akıtır. Yalnız olmadığımızı biri bize sarılınca daha iyi kavrar ve algılarız. Sarılma insan doğasında en temel etkileşim göstergelerinden biri ve oldukça önemlidir. Ama yakın mesafe, özel alana girdiği ve iki bedenin teması sağlandığı için ve her temas cinsellik olarak algılandığı için yarı tabu haline gelmiştir.
Bu sebeple yarım yamalak ve tedirgindir sarılmalarımız aman yanlış anlaşılmasın diye…

İçten bir sarılmanın bir diğer özelliği de samimiyet ve gerçek duygular barındırmasıdır. Sokakta gördüğünüz herhangi bir tanıdığa sarıldığınız ve “aaaa canım naber” eşliğinde yanak değdirip muah muah sesi çıkardığınız durumlarda gerçekleştirdiğiniz şey değildir. Sizi tamamen kavrayan kocaman bir sarılma, dile belki de dökülemeyecek anlatılması zor olan duyguları anlatır. İçten bir sarılma binlerce romantik cümleye eş değerdir, bize anlaşıldığımızı ve tamamlandığımızı hissettirir. Ve biz kadınlar bunu hissettiğimizde oraya o sarılmaya gömülmek ve kimse bizi oradan çıkarmasın isteriz. Biz, bizi içten kucaklayacak erkekleri bekledik ama genelde ağaca sarılsaydım daha iyiydi dediğimiz anları yaşadık.
Ama beklemekten yıldık mı?
Elbette hayır, ben de yılmadım.

Kokuya takıntılı olduğumuz artık hepiniz biliyorsunuz, kokuya takıntılı olduğum kadar sarılmaya da takıntılı bir insanımdır. Neredeyse tüm ilişkilerim boyunca özlem duyduğum şeylerden biri haline gelmiştir sarılmak. Kedi yavrusu gibi karşı taraftan bana sarılsınlar diye umutla beklerdim. Sevişmeden önce, seviştikten sonra, televizyon izlerken, uyumadan önce…
Hatta mümkünse ahtopot gibi sarılıp sabaha kadar öylece uyumak isterdim.
E ağlamayan bebeğe meme yok derler ben niye sarılmadım ki diye düşündüğümde aklıma saçma sapan şeyler geliyor. Yapışık kadını oynamamak ve muhtemelen vıcık vıcık görünen ilişki türü istediğim izlenimini uyandırmamak için, kısacası yanlış anlaşılmamak için.
Aman erkeğimiz ürkmesin, baskı hissetmesin onun gönlü rahat olsun.
Hep öyledir ya bizler kan kusup kızılçık şerbeti içtim diyenlerdik.

Tabi şimdi oturup düşündüğümde o “yeaa ben sarılmayı sevmiyorum daralırım” ya da “ben rahat adamım sıkıntıya gelemiyorum” v.b cümlelerin aslında bana içinde bulunduğum konumla ilgili bilgi verdiğinin farkında değilmişim. Olur ya insanlık hali, herkes her şeyi sevmek zorunda değil, herif sarılmayı sevmiyor olabilir bu gayet doğal diye düşünürdüm. Histerik bir halde bana birinin sarılmasını beklememin bana özel bir ruh hastalığı ve çocukluğumdan gelen travmaların etkisi olduğunu düşünürdüm. Sonuçta bizi biz yapan, kişiliğimizi oluşturan şey kendi geçmişimizdi ve daha da önemlisi hayatımıza birini kabul edecek isek onu olduğu gibi kabul etmeliydik.
Karşımızdaki adam bizim çok ihtiyacımız olan basit bir şeyi yapmaktan aciz olsa bile!
Ne büyük zaman ziyanı…

Açıkçası çoğu tecrübemde hep bir tripte hep kafam güzemişçesine şuursuzca hareket edince ve elbette her seferinde sonuç hüsran olunca zamanla vahşiliği benimsemişim. İlk zamanar Ed bana her sarıldığında tüm samimiyeti ve enerjisini iliklerimde hissetsem bile aklımdan hep “acaba isteyerek mi yapıyor” , “kolu ağırdı mı” , “omuzu uyuştu mu” , “rahat mı” diye geçerdi. Ne yazık ki anın ve sarılmanın keyfini yaşamaktan ziyade devamlı bir paranoid modda saçma sapan, aslı astarı olmayan şeyler düşünürdüm. Salak kafa yay kendini keyfine bak değil mi, sana ne, herif canı istemiş sarılmış ne sorguluyorsun. Ama yooook olmaz ben de her yurdum kadını gibi işkillenince ve kıçımdan nem kapınca kafayı yiyenlerdenim. (asla belli etmem, yiğitliğime de bok sürdürtmem)
Herife iyice alışıyorum ya, yelkenlerin suya inmesine ramak kalmış ya ben deliriyorum. Tüm güzellikler ve belki de o güne kadar sahip olmadığım tüm nimetler elimde ama ben bu güzelliklerin benden önce kimler tarafından kullanıldığı ile daha fazla ilgileniyorum. Kafamdan daha önce belki de kimseye karşı geçmemiş şeyler geçiyor. “Tüm sevgililerine mi böyle sarıldı” , “eski sevgilisini de böyle omuzunda uyuttu mu” delirmek üzereyim fesatlıktan ama hala belli etmiyorum. (öldürseler gram belli etmem)

Sana ne değil mi?
Sonuçta bir insan hayatımıza girdiğinde sadece onun bedeni ve duyguları gelmiyor. Karşımızdaki kişinin geçmişini, düşünce yapısını ve hatta geleceğini kabul ediyoruz o bir bütün olarak geliyor…

Neyse ki fesatlığım ve kıskançlığım çok uzun sürmedi. Bir haftasonu Ed’in koynunda film seyrederken içimde yaşadığım bir histeri sonrasında tuvalete kapanıp kendimle toplantı yaptım ve “ne yapıyorsun kızım sen, manyak mısın” dedim. Bir süre aynaya baktıktan sonra gerçekten manyak olduğuma karar verdim ve ne yazık ki bu manyaklığın benden başkasına bir zararı yoktu!
Artık ben ne sıklıkta kendimle toplantı yapıyorsam ya da ne şekilde huzursuz kıpırdanıyorsam durduğum yerde bilmiyorum, yine bir haftasonu evde mışıl mışıl sarılıp film izlerken “sana sarılmamdan rahatsız mı oluyorsun” dedi.
Ben içimden “manyakmısın oooolum, aha beni şu omuz tepesine gömsünler şu koltuk altına da hayratımı yapsınlar” diye geçiriyorum ama şok olmuş vaziyetteyim.

“Hayır niye rahatsız olayım” diyerek uyanıklık yapıyorum, soruya soruyla cevap veriyorum kendimce çünkü beklemediğim bu soru karşısında gri hücreleri hizaya sokmaya ihtiyacım var.
“Sana her sarıldığımda huzursuz oluyor ve çok sık tuvalete gidiyorsun” dedi, öyle paat diye net bir şekilde. “
Ahhh be gülüm sen dıştan geçenleri görüyorsun aklımdakileri bilsen kafayı yersin” demek istiyorum tabi de dile gelmiyor, neyse…

Ne desem de ruh hastası olduğum ortaya çıkmasın diye düşünürken “dümdüz söyle, herif sana dümdüz söyledi” diye geçti içimden.
Ben de oturdum anlattım, tek tek… Nasıl tek tek, aklından tüm geçenleri mi diye düşüneceksiniz ben de size “manyak mısın tabi ki eski sevgilileri, faydalanılan güzellikleri anlatmadım” diyeceğim. Çünkü onları anlatmadım, kedi olalı bir fare yakalamışım hayatta kaçırmazdım.
Oturdum bizim erkeğin rahatlığı ile ilgili ne kadar takıntılı olduğumuzla ilgili bir hikaye uydurdum ki çoğu yalan değil. İşte hareketsiz, devamlı vücutta bir yere baskı yapınca uyuşukluk ve rahatsızlık yarattığını bildiğimi bu sebeple kan dolaşımına izin vermek için kıpırdandığımı bazen de tuvalete gittiğimi anlattım. İnanın bana, anlattıklarımı kendim duydukça mantık çerçevesinde başka bir insanın bu kadar iyi kıvıramayacağına karar verdim.
O kadar laf o kadar empati duyarlılığıma rağmen herif bana “gerek yok ben rahatsız olursam söylerim” dedi ve sarılmaya devam ettik…

Tabi aradan yıllar geçtikçe, alıştıkça, benimsedikçe insan rahatlıyor. Ama kabul ediyorum şu “acaba rahat mı” düşüncesi ara ara aklıma geliyor.
İstem dışı, derinlerde bir yerlere kazınmış ya da varsayılan düşünce biçimimiz bu, bilmiyorum.
Ve elbette artık bir herifin omzunda uyumanın çok rahat olmadığını biliyorum, yani belki 5 bilemedim 10 dakika, sonrası boynunuz ağrıyor. Ya da kolu boyun altından geçirerek yüz yüze ya da sırtı dönmüş vaziyette yatmanın en fazla 10 dakika keyifli, bunu biliyorum. Çünkü 10 dakikadan sonra kolunuz uyuşmaya ve karıncalanmaya başlıyor, hele benim gibi uyurken saat yönünde saatle birlikte tepetaklak sabaha kadar dönüyorsanız o kolun sıkışmış olma hissi panik atağa sebep oluyor ve sizi boğmaya başlıyor. Bir de Ed bana arkadan ne zaman sarılsa benim onun boynumda hissettiğim nefesinden tahrik olduğumu ve sonuçta yeterince uyuyamadığımızı anladığımızda tersini yapmaya karar verdik. Ed kıçını dönüp yatıyor ben ona sarılıyorum tabi bu dediğim gibi en fazla 10 dakika sürüyor ama bu ikimize de fazlası ile yeterli geliyor. Uzun araştırmalar sonucunda şunu diyebilirim ki o filmlerde ya da dergilerde gördüğümüz sarmaş dolaş yatan insan modelleri yok. Bir kere sabaha kadar ahtapotlar gibi sarmaş dolaş yatmak biyolojiye ters. O göt bir noktada da olsa sağ sola dönmek istiyor, net…

En çok rahat pozisyonda sarılmayı seviyorum, ayakta ya da uygun ayarlanmış yükseklikteki koltuk yastıklarının arasında. Sabah işe giderken kapıda, akşam eve gelinde kapıda, öylece birkaç saniye sadece ama dolu dolu. O kollar emanet tutar gibi değil de kaybedilmemesi gereken bir hazineyi kavrar gibi dolanmalı. O iki el de sırta yaslanıp karşı taraftaki bedeni iyice kendi bedenine yaklaştırmalı. (regl dönemlerinde değil ama memeler acıyor) Ama ben en çok ayrı kalışlarımızdan sonraki sarılmaları seviyorum, uzun ve özlem dolu. (uzun dediğim 10 saniye değil de 30 saniye sürüyor olması, en nihayetinde sarıl sarıl nereye kadar o kadar ayrı kalmışız sadece sarılacak mıyız)

Uzun lafın kısası sarılın, hissederek hissettirerek sarılın. İlla sevgilinize değil, kendinize yakın gördüğünüz eşinize dostunuza da sarılın. Sevdiceğinize tabi özellikle sıkıca sarılın (kemiklerini kırmadan) hesapsızca sarılın. Kimi insan duygularını ifade etmekte zorlanır, kimi utanır ama samimi bir sarılma inanın bana her şeyi anlatır.
Bulduğunuz her fırsatta sarılın, parkta, evde, deniz kenarında. Sarılarak yürümek benim için ciddi denge sorunu yaratıyor onu illa yapın diye tavsiye veremem. Öyle yürüyenlere hala şaşırırım ve bana rahat gelmediği için kimseye rahat gelmeyecekmiş gibi düşünürüm. Ama sarılarak yürümek için bir kere, iki kişinin arasındaki boy farkı mükemmel olmalı. O boy farkının uyumu aradaki balansın iyi ayarlanmasını sağlıyor ve olumlu sonuç alınabilir. Bir de aynı anda adım atmak gerekiyor aksi durum yine dengeyi bozuyor. Bilmiyorum ben daha doğrusu biz o işi beceremedik pek, doğru ayarlamaları yaparsanız siz belki becerirsiniz.
Ama kim ne derse desin sarılarak yürümek çok rahatsız ve tedirgin edici benim için…

Son söz:

1- Artık bana sarılmıyor diye düşünmeyin, gidin siz sarılın her şeyi karşınızdakinden beklemeyin.

2- Osurarak kıçını dönüp yatanın arkasından kendinizi yemektense ilk siz kıçınızı dönüp yatın. Ters psikoloji…

3- Karşınızdaki insanın size sarılması sizi tatmin etmiyorsa durumu onunla paylaşın belki fark edemediğiniz ya da görmek istemediğiniz başka bir durum var.

4- Sarılacak kimse yok diyorsanız kendinize sarılan yastıklardan edinin.

5- Nasıl ki birinin bizi sevdiğini anlamamız o duygunun beyne ulaşması için duymamız gerekiyorsa aynı şekilde güvenmemiz için de sarılmamız, o kişinin bize sarılması gerekiyor.

6- Sarılın işte, sarılmanın aşamaları gibi salakça bir şey yazdırmayın bana.

7- Orgazm candır ve sevgili ile her sarılmanızın sonu onunla biter umarım…

Red GALİA

Cevap ver

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz