Semih Tareen Kimdir?
İzmir doğumlu. 1995’ten beri Seattle’da yaşıyor. Üniversite eğitimini ve doktorasını University of Washington’da ve Fred Hutchinson Kanser Araştırma Merkezi’nde HIV ve virüslerin moleküler biyolojisi üzerine yaptı. Yirmi senenin üzerinde virüsler üzerine araştırma yapıyor. Seattle’da bir biyoteknoloji şirketinde üst düzey yönetici (senior director) olarak çalışıyor. Virüsleri kullanarak gen terapisi tedavisi ile hastalıklara çare bulmaya çalışıyor. Bilim dışında aynı zamanda film müziği bestecisi. 2000 senesinden beri Amerika’da film müzikleri yapmaktadır. Bugüne kadar Amerika’da üç kere en iyi film müziği ödülü kazanmıştır.
Sars ve Mers virüsleri Korona virüsünün kardeşleri olarak değerlendirirsek eğer,Sars ve Mers virüsünde nasıl bir önlem alındı ve bitti.
Önce hemen isimleri doğru tanımlayalım. Hepsi koronavirüsüdür. Covid-19 hastalığına sebep olan virüsün ismi SARS-CoV-2’dir. 2002’deki SARS da, 2012’deki MERS de, 2019-2020 SARS-CoV-2 de Beta-koronavirüslerine aittirler ve Coronaviridae isimli virüs ailesinin bireyleridirler. Her üç virüs için de epidemide standart olan benzer önlemler alındı: hasta olan kişinin izole edilmesi, yakınlarının test edilmesi ve onların da izole edilmesi. SARS ve MERS’in ölüm oranları SARS-CoV-2’ye göre çok daha fazla idi (SARS ölüm oranı %15, MERS ölüm oranı %40, SARS-CoV-2 ölüm oranı ise %1 civarında). Böyle olduğu için SARS ve MERS vakalarını bulup izole etmek, yakınları test edip izole etmek çok daha kolay oldu. SARS-CoV-2’de durum farklı. Çok daha az öldürücü olduğu için ve virüsü kapan insanların çoğu semptom göstermedikleri için virüs kolaylıkla topluluk içinde yayılabiliyor. Bu yüzden SARS ve MERS çok yankı uyandırmadı fakat biz virologlar çok yakından takip ettik. Bu arada MERS vakaları ender olsa bile hala Arap yarımadasında görülmeye devam eder, yani tamamen yok olmadı.
Korona virüsünde Hıv virüsünün etkileri olduğu söyleniyor. Bu ne kadar doğrudur?
Bu kesinlikle doğru değildir, yanlış bilimin öne sürdüğü ve medyanın yaydığı hatalı bir bilgidir. Açıklayayım: Doğru bilim gözlemlerle ortaya çıkan hipotezlerin deneyler ve veriler sayesinde onaylanmasıyla olur, bilimsel yayınlar da bilimsel hakemler tarafından “peer-review’ denen onayla yayınlanırlar. BioRxiv isimli hakemler olmadan önyayın sunan bir platform var. Orada Hindistan’dan bir grup SARS-CoV-2 ile HIV genomları arasındaki benzerlikleri yazan bir yayın çıktı. Medya ve ve komplo teoricileri de bu yayını abarttılar. Bu yayın zaten yaptığı hatalı çalışma yüzünden ve vardığı hatalı sonuçlar yüzünden ayrıca bilim dilinde kullanılmayan kelimeler kullandıkları için makale geri çekildi (“withdrawn”). SARS-CoV-2 ve HIV virüsleri, grip virüsü gibi RNA genomu içerir. Fakat birbirlerinden tamamen alakasız virüslerdir ve farklı şekillerde evrimselleşmişlerdir.
Korona virüsü grip virüsü (influenza) ile aynı mıdır?
Hayır değiller. Tamamen farklı virüslerdir. Koronavirüsleri Coronaviridae ailesindendir, grip virüsleri ise Orthomyxoviridae ailesindendir. İki virüs de RNA genomuna sahip olsalar da (biz insanlarda DNA genomu vardır, bazı virüslerde de DNA genomu vardır, Koronavirüsünde ve grip virüsünde RNA genomu var) genom yapıları farklıdır: Koronavirüsü pozitif yönelimli tek iplikçik tek bir RNA genomuna sahiptir. Grip virüsü ise negatif yönelimli tek iplikçik RNA genomuna sahip fakat grip virüsünün genomu sekiz segmentten oluşur. Bu segmentler iskambil kağıdı gibi grip virüsünün genom rekombinasyonu yapmasını sağlar. İnsanlarda ikisi de solunum yoluyla bulaşır. İkisi de ölümcül olabilir. 2019-2020 sezonunda sadece Amerika’da 60,000 insan grip virüsünden öldü. Fakat SARS-CoV-2’nin ölüm oranı mevsimsel grip virüsünün ölüm oranından daha fazladır.
Korona virüsünü hangisi öldürür: Sıcak hava ve nem mi, soğuk hava ve kar mı?
Virüsler dışlarındaki koruyucu tabakaya göre sıcaklık ve neme daha çok veya az duyarlı olabilirler. Koronavirüsü dışında hücreye benzer bir fosfolipid zar taşır. Laboratuvar şartlarında sıcaklık ve nem arttıkça virüsün ömrü kısalır, bu her canlı için geçerlidir. Fakat bu gözlemler medya tarafından abartılır ve halk arasında yanlış anlaşılır: mevsimsel hava değişiklikleri ile bu virüsün daha az veya daha çok bulaşması sıcaklıktan değil, tamamen insanların mevsimsel davranışlarının değişmesinden olur (mesela yazın okullar kapandığı için ve insanlar kapalı ortamlardan uzak durdukları için virüs bulaşması azalır). Bu yüzden insanlar yazın yazlıklara çekilince vakalarda azalma olur fakat sonbaharda okul ve iş yerleri tekrar kalabalıklaşınca virüsün yayılması artar. Yazın virüs hava sıcaklığı yüzünden ölecektir söylentilerine lütfen kanmayın. Örneğin MERS ilk 2012 sensinde Eylül ayında Suudi Arabistan’da görüldü ve develerden insanlara geçen bir koronavirüsü. Eylül ayında Suudi Arabistan’da sıcaklık 36 santigrat derecedir.
Korona virüsünün etkisinin azaldığı söyleniyor. Bu ne kadar doğrudur?
SARS-CoV-2 virüsünün etkisinin azaldığına dair hiçbir bilimsel veri yoktur. Medya tarafından ve bazı doktorların bilimsel yayınları yanlış yorumlayıp konuşmalarından dolayı halk arasında virüsün mutasyonla azaldığına dair veya başka etkenlerden zayıfladığına dair yanlış haberler var. Virolog olarak şu an bildiklerimiz: tek bir tür SARS-CoV-2 virüsü var. Polimorfizm denen mutasyon çeşitliliği gözlemlenir ki bu normaldir ve her canlıda görülür. Bu mutasyon geçirip evrimleştiği ve bu yüzden zayıfladığı veya güçlendiği anlamına gelmez. Testler arttıkça semptomsuz hastaların sayısı da artıyor, ayrıca bu virüsü ve COVID-19’u daha iyi tanıdıkça hastane yapılan müdaheleler değişiyor, bu yüzden virüsün ölüm oranı 4 ay öncekinden daha az ki bu tıbbın ilerlemesi sayesinde olur, virüs zayıfladığı için değildir.
Korona virüsünün etkisi,ülkelere göre değişmekte midir? Genlerin etkisi var mıdır?
Her hastalıkta olduğu gibi ülkenin sosyo-ekonomik durumu o hastalığın sonucunu değiştirir. Örneğin, 1918-1919 İspanyol gribinden dünyada 50 milyon insan öldü. Belki de birinci dünya savaşı olmasaydı bu kadar grip ölümü gerçekleşmezdi o dönem. Ülkelerin sosyo-ekonomik durumu, pandemiğe yaklaşımları değiştiği için biz de ülkeden ülkeye fark görüyoruz. Bunda genlerin bir etkisi olduğuna dair hiçbir veri yoktur. Bu tür söylentiler bilimin doktorlar ve medya tarafından yanlış anlaşılmasının sonucunda olur. Malesef Türkiye’de de Mart ayında haberlere çıkan sayın Doç.Dr. Oytun Erbaş insanlarımıza ırklara göre bu virüse karşı gen farkları olduğunu ve Türkler sarı ırk olmadığı için virüsün bulaşmayacağına dair ayrıca maskelerin de işe yaramayacağına dair yanlış ve hatalı bilgiler verdi. Bu şekilde bilimin yanlış yorumlanması yüzünden doğru bilimi bulmakta halkımız zorluk çekiyor.
Bağışıklık ne kadar sürüyor ve virüsü ikinci kez kapma ihtimali var mı?
2002’deki SARS virüsüne baktığımızda bağışıklık ortalama 2-3 sene sürüyor. Bunun COVID-19’a sebep olan SARS-CoV-2 de benzer olacağını düşünüyoruz. Virüsü ikinci kez kapılabildiğine dair bir veri yok elimizde. Virüsü ikinci kez kapanlara dair haberler internette geziniyor, fakat bunlar virüsün RNA genomunu ölçen PCR testinin hasta iyileşmeye yakın hassasiyet sınırında gösterdiği hatalı sonuçlardandır. Hastalığın son günlerine doğru virüs RNA’sı vücutta azaldığı için test önce pozitif, sonra negatif, sonra tekrar pozitif gösterebiliyor. Bu bilgi de yanlış yorumlanıp virüsü ikinci kez kaptı şeklinde manşetlere sebep oluyor.
Ne kadar ölümcüldür?
Bir virüsün ölümcülüğü CFR (Case Fatality Rate) denen bir Vaka Ölumcüllük Oranı ile ölçülür. Az önce bahsettiğim gibi, bu oran sosyo-ekonomik şartlarla ve hastanenin bakımı ile değişir. SARS-CoV-2 için bu oran değişir çünkü belli bir zaman içerisinde toplam vaka sayısı ölen insan sayısı ile bölünür. Semptomsuz fakat taşıyıcı insanların çoğu test olmadığı için gerçek ölüm oranını henüz bilemeyiz. İlk başlarda %2-3 arasında başladı, ve vakalar arttıkça dünya ortalaması %5’e ulaştı, fakat Güney Kore gibi bazı ülkelerde %1 kadar düşük.
Virüs mutasyona uğrar mı?
Bütün canlılar, siz de ben de, sürekli her hücre bölünmesiyle ve Güneş ışığı gibi doğal etkenlerle mutasyon geçiriyoruz. Hücre her bölündüğünde genom kopyalanmasındaki hata oranından dolayı mutasyon görülür. Bu mutasyonların çoğu etkisizdir, bazısı da hücreye ölümcüldür. Virüs için de aynı şey geçerli. Her üreme döngüsünde tek bir virüsten binlerce virüs oluştuğu için mutasyonlar görülür. Bunların çoğu etkisizdir, bazıları virüse ölümcüldür. Çok ender olsa da bazen mutasyonlar bir avantaj sağlayabilir. Bu avantajlar bir selektif baskı sonucu o mutasyonun nüfusta yayılmasına sebep verebilir (örneğin antibiyotiklere karşı gelişen ve antibiyotiklere etki etmeyen bakteriler gibi). SARS-CoV-2’de görülen mutasyonlar polimorfizim denen çeşitliliktir, henüz mutasyonlarla güçlendiğine dair veya zayıfladığına dair hiçbir veri yoktur.
Bazı kişilerin daha ağar geçirmesinin sebebi nedir?
Bunun sebebi henüz tam bilinmiyor, fakat yaş ile alakalı olduğunu biliyoruz. Diğer komorbiditelere baktığımızda da diyabetikler, kalp hastalarında daha ağır vakalar görüyoruz. Ayrıca erkeklerde daha çok ölümler görülüyor. Bunun sebepleri henüz bilinmiyor. Ortaya atılan hipotezler ilk başta kapılan virüs miktarı ile ilgili veya hastanın bağışıklık sisteminin virüse karşı harlama derecesi ile ilgili. Bu arada hatırlatayım: Virüsün kendisi ölümlere ve hasara sebep değil, hastanın bağışıklık sistemi virüsü ve virüs kapan hücreleri öldürürken dokuya hasar veriyor, ölüm de bu yüzden oluyor.
Bilim dünyası bu virüsün laboratuvar ortamında yaratılmadığında hemfikir, bunu ispatlayan deliller nelerdir?
COVID-19 hastalığına sebep olan koronavirüsünün laboratuvar üretimi olduğu iddiası kesinlikle yanlıştır ve elimizdeki bilimsel verilere aykırıdır. Bu tür iddialar halkın korkusu ile beraber bir günah keçisi arama isteğinden doğan, sosyal medya vesilesiyle kıvılcımlanan, bilimsel gerçeklere dayanmayan komplo teorileridir. Bilimsel verilere baktığımızda bu virüsün büyük bir kısmı doğada bulunan yüzlerce koronavirüslerinden yarasalardaki RaTG13 isimli koronavirüsüne, bir kısmı da Pangolin-CoV-2020 isimli pangolin (pullu karıncayiyen) koronavirüsüne benzemekte olduğunu görüyoruz. Ayrıca laboratuvarda virüs inşa etmek istense bilgisayarlarla önerilen sekansların hiçbirini SARS-CoV-2’de görmüyoruz. Zaten laboratuvarda dilediğimiz etkiyi veren bir biyolojiyi yoktan var etmek kolay değil, biz bunu kanser ve diğer hastalıklara karşı sürekli yapmaya çalışıyoruz ve inanın çoğu tahminimiz başarısız kalıyor. Doğadan numuneler alındıkça bu virüsün tam olarak hangi canlıdan ve nasıl insanlara geçtiğini elbette bir gün tam anlamıyla öğreneceğiz. İnsanoğlu tarihindeki bütün koronavirüsleri (şimdiye kadar yedi tane insan koronavirüsü var) hayvanlardan insanlara geçmiştir. Örneğin, bundan önceki 2012 MERS isimli koronavirüsü Orta Doğu’da develerden insanlara geçmiştir, ondan önceki 2002 SARS koronavirüsü de Çin’de sivet kedileri ve rakun köpeklerinden insanlara geçmiştir. Dünya Sağlık Örgütünün bundan önce en son pandemi diye tanımladığı 2009 H1N1 domuz gribi de domuzlardan insanlara geçmiştir. O zamanki salgınların hiçbirine laboratuvar virüsü denmedi, neden? Çünkü o salgınlarda sosyal medya ve kullanıcısı çok sayıda değildi, o yüzden komplo teorileri bugünkü gibi kolay yayılamıyordu. Bugünkü internet çağında doğru bilimi doğru kaynaklardan öğrenip yaymak çok önemli.
Antikor testi yaptırdığımızda korona virüsü geçirip geçirmediğimiz anlaşılıyor mu? Testin doğruluk oranı nedir?
Virüsü kapan insanlarda 2 hafta sonra koruyucu ve uzun ömürlü antikorlar ortaya çıkmaya başlar. Antikor testinin özgüllük oranına göre virüsü geçirdiğimiz anlaşılır. İlk başta çıkan antikor testleri pek iyi değildi fakat zamanla, özellikle Roche ve Abbott gibi şirketlerin ortaya çıkardığı antikor testlerinde yüksek (%95 üzeri) doğruluk oranları görüyoruz. Fakat nüfus geneline baktığımızda SARS-CoV-2 ortalama sadece %5 kadar insanda olduğu için bütün insanlar antikor testi olursa bu testlerin gerçek doğruluk oranını o zaman göreceğiz.
Aşının bulunması durumunda tüm dünyaya yayılması ne kadar zaman sürer?
Şu an, bu yazının tarihiyle, 100’e yakın aşı geliştiriliyor ve en az 7 tanesi insanlarda deneniyor. Bu kadar aşının bu kadar çabuk geliştirilmesi bilim tarihinde görülmedi. Bir aşının yapılması ve yayılması normalde seneler sürer. Örneğin, bugüne kadar yapılan en hızlı aşı kabakulak virüsüne karşı yapıldı ve 4 sene sürdü. HPV’ye karşı yapılan ilaç ise 18 sene sürdü. Bunun sebebi araştırma ve geliştirmenin uzun sürmesi, ve insanlardaki güvenlik çalışmalarının uzun sürmesidir. En erken aşı 2021 senesinde onaylanabilir, fakat bunun dünyaya yayılması 2022’yi bulabilir, ki bu en iyimser tahmindir. Bir ihtimal aşı onaylanmayabilir çünkü klinik deneylerde yarar yerine zarara sebep olduğu görülebilir. Örneğin 2015’te çıkan Zika virüsüne karşı geliştirilen aşı ADE isimli bir mekanizma sayesinde virüsün hücrelere daha kolay girmesine ve faydadan çok zarara sebep oldu. İste bu yüzden aşılar ancak belli güvenlik kriterlerini geçerlerse onaylanıyorlar.
Gelecekte bu tip, hayvandan insana geçen virüs kaynaklı salgın ihtimalini azaltmak için alınabilecek uluslararası tedbirler, kısıtlamalar ne olmalı?
Hayat varolduğu müddetçe hayvanlardan insanlara tür atlaması yapan (buna Zoonosis denir) virüsler her zaman olacaktır. Bunu engellemeyiz fakat azaltabiliriz. Örneğin sokak hayvanlarının aşılanması ve tedavi görmesi (kuduz virüsü hala insanlara bir risktir), insanların doğadaki vahşi hayvanlara saygı göstermesi ve ortamlarına girmemesi, hayvanların alım satımının denetlenmesi, ve hayvan ticaretinden para kazanan ailelere daha iyi imkanlar sunulması, gibi. Sonuçta kuduz hastalığı buna en güzel örnektir: yarasalardan hayvanlara ve insanlara geçebildiği için biz ne kadar vegan olursak olalım insanlara geçme ihtimali her zaman vardır. Başka bir örnek de evcil kedilerden insanlara geçen toksoplazma parazitidir. Zoonotik hastalıkları azaltmanın en iyi yolu hayvan pazarlarının denetlenmesi, yasal olmayan hayvan ticaretinin durdurulması, hükümetlerin bu ticareti yapan insanlara iş sağlamaları, hayvanların aşılandırılması, bilimsel araştırmaların desteklenmesi ve insanların bu konuda daha çok bilinçlendirilmesine bakar.
Dr Semih Tareen Virolog olmasının yanı sıra,bugüne kadar Amerika’da üç kere en iyi film müziği ödülü kazanmıştır.
Müzik tutkunuz kaç yaşlarında başladı?
Çok erken yaşta çizgi film seyrederken filmlerdeki müziklere hayran olduğunu anladım. Seneler sonra dinlediğim müziklerin Carl Stalling isimli besteciye ve diğer klasik müzik bestecilerine ait olduğunu öğrenince klasik müziğe merak saldım. Annem ve babam sayesinde erken yaşta müzik ve piyano eğitimine başladım. Müziği hiç bırakmadım. Ortaokulda gitar çalmayı kendi kendime ögrendim. Lise ve üniversite yıllarımı barlarda gitar çalarak geçirdim (İzmir’de Bornova Dip bar’da çaldım, Çeşme kalesinin içindeki barda çaldım). Arkasından Türk sanat müziğine merak sardım ve Ud çalmayı ögrendim, Udi Münir Nurettin Beken ile ud, makam, ve usul çalıştım. 2000 senesinde Amerika’da Emmy ödüllü Hollywood bestecisi Hummie Mann’dan film müziği ve orkestrasyon eğitimi aldım. 20 senedir film müzikleri yapıyorum.
Her iki alanda da uzman olmayı nasıl başardınız?
Disiplin ve çok çalışma. Sağolsun insanlar bana yetenekli olduğumu söylerler, fakat yetenek belki %1 ise disiplin ve çok çalışmak %99 etkendir. Prensipli bir şekilde kararlar verip vakit ayırmak lazım. Bu herşey için geçerlidir: spor, yabancı dil ögrenmek, hepsi disiplin ve çok çalışmak gerektirir. Müzik kariyerimle beraber bilim ve biyoteknoloji kariyerimi yürütmek de bu şekilde oldu: zamanımı en verimli şekilde değerlendirmek, disiplin, ve çok çalışmak.
Film müzikleri yapmaya devam edecek misiniz?
Hala devam ediyorum. En son 2019 yapımı Holiday Hell isimli Amerikan yapımı uzun metraj filmin müziklerini yaptım. Filmi Amazon ve Tubi gibi platformlardan izleyebilirsiniz.
Son olarak bizlere söylemek istediğiniz bir şey var mıdır?
Her zaman doğru bilimden yana olun. Manşetlere derhal inanmayın. Elinizde internet denen muhteşem bir kaynak var. Sosyal medyadan çok okumaya adayın kendinizi. Doğru kaynakları seçmenize yardımcı olurum seve seve. Doğru bilim için de beni takip edin:
Instagram’da @kino_fantom, YouTube’da Virus Fantom, Twitter’da @virusfantom
Çok teşekkür ederiz Semih bey, her iki alanda başarılarınızın devamını dileriz..
Ben teşekkür ederim, kolay gelsin.












