Kralların Oyunu – Satranç

Yüzyıllardır tarihin en eski oyunlarından birisi olan Satranç hakkında biraz bilgi edinelim ne dersiniz ? 🙂

Satrancın keşfi milattan öncesine kadar dayansa dahi resmi bulgularda milattan sonra 4. yüzyılda Hindistan’dan ortaya çıktığı yazılı belgelerle desteklenmektedir. Fakat bazı belgelere göre de Mısır’da milattan öncesinden kalma kabartılarında olduğuna inanılmaktadır.

Daha sonraları Çin, Mezopotamya ve Anadolu’da oynanmaya başlanmıştır. Hindistan’dan iran’a ve oradan da Araplara yayılmıştır. Fetihler ve ticari alışverişlerin getirdiği görüşmelerle birlikte Satranç oyunu Avrupa’ya kadar yayılmıştır. Sonrasında Rusya ve Amerika olmak üzere hızla yayılan bu oyun herkesin vazgeçilmez bir hobisi olmaya başlamıştır.

Satranç için Arap ve Avrupa el yazması bir çok kitap basılmıştır. Fakat günümüzde bile hala geçerli kurallara sahip olan ilk kitap İspanyol Lucena’nın basılı kitabıdır ve 1497 yılında basılmıştır. Yine İspanyol El Greco ve Fransız Philidor’un yazdığı ve geçerliliğini koruyan satranç kitapları bulunmaktadır. Satranç kuralları ve taşların dizilişleri zamanla değişiklik gösterse de 19. Yüzyıldan sonra günümüze kadar gelerek bugün ki halini almıştır.

Bu kadar tarihçe yeter diyerek, bu oyun iyi ki çıkmış diyoruz değil mi? 🙂 Tamamen zeka ve düşünmeye dayalı bir oyun olarak günümüze kadar gelen ve sevilerek oynanan Kralların Oyunu diye adlandırdığımız satrancın oyun kuralları nasılmış bir bakalım…

Satranç; 2 takım olmak üzere, 16 karenin açık renkli (genelde beyaz-krem), 16 karenin de koyu renkli (genelde siyah-kahverengi) olmak üzere 64 karelik bir tahta üzerine konulan ve yine 16 taşın açık renkli, 16 taşın koyu renkli toplam 32 taşın mücadele ettiği, zekanın ve hamlelerin konuştuğu muhteşem bir oyundur. 🙂 Ama ne mücadele…

Satrançta 6 tip taş bulunmaktadır. Bunlar; şah, vezir, fil, at, kale ve piyon ismindedir ve iki takımda da bulundur. Her iki takımda da 8 tane piyon, 2 tane kale, 2 tane fil, 2 tane at, 1 vezir ve 1 şah bulunur.

Bu arada unutmadan şunu söyleyelim,oyuna ilk önce beyaz taşlar başlamaktadır. Oyunun bir kuralı’da budur. Sebebi net olarak bilinmese de siyah taşın orta çağda şanslı renk olarak nitelendirilmesinden dolayı ilk hamlenin beyaz taşa verilmesidir. Ve 19. Yüzyılda da bu durum kural haline getirilerek günümüzde de bu şekilde oynanmaktadır.

Bu taşlar arasında en önemli olan taş Şahtır.
Diğer taşlardan daha uzundur ve tepesinde artı işareti bulunur.

Tahta da her yöne 1’er kare gidebilmektedir. Koyu renkli Şah, filin yanındaki açık renkli karede, açık renkli Şah ise filin yanındaki koyu renkli karede oyuna başlar.

Diğer bir önemli taş olan Vezir ise fil ile şah arasında yer alır ve tepesinde taç şekli vardır.
Tahta da her yöne ileri ve geri olmak üzere istediği kadar karede hareket edebilen, çok güçlü bir taştır.
Koyu renkli Vezir, açık renkli kareye ve açık renkli Vezir ise koyu renkli kareye Şah’ın yanında oyuna başlar.

Her iki oyuncuda da 2 tane Kale vardır. Kale’ler oyuna en köşelerde başlar.
Sanki köşelere kaleyi koymak bir şehri korumak için kale yapılmasına benzemiyor mu? 🙂

Ve Kale önünde hiçbir taş olmadığında düz ve yatay doğrultuda istediği kadar hareket edebilmektedir.

İnsan oynarken bir zeka savaşının içinde hayal edebiliyor kendisini. Sanki karşılıklı zekanızı çarpıştırıyorsunuz ve taşlar sizin şehrinizde (beyninizde) bulunan her şey gibi… 🙂 Neden “Kralların Oyunu” dendiğine şaşmamak gerek…

At, taşın şeklinden ismini almaktadır. Her iki oyuncuda da 2 tane At vardır.
Diğer taşlarda bulunmayan en önemli özelliği taşların üzerinden atlayabilmesidir. 🙂 Yani aslında tahta da L şeklinde ilerlemektedir. İki kare ileri bir kare de yana ilerleyerek üç kare ilerlemektedir.
Ve At, kalenin yanında oyuna başlamaktadır.

Fil, tahtada üçüncü en uzun boylu taştır. Her iki takımda da iki tane fil vardır.
Fil, vezirin yanında oyuna başlamaktadır ve tahta da çapraz ilerlemektedir. Filden kastımız hayal ettiğimiz gibi bir fil değil aslında. Fakat belki de o zamanlar da fillerle yolculuk yapılabildiği için, savaşlarda da atların yanında filler olduğu için böyle isimlendirilmiş olabilir değil mi? 🙂
Tamamen hayal gücü tabi ki..

Son taşımız ve her iki takımda da 8 tane olan, oyunun çoğunluk taşı olan Piyon. Tahtada en öne 8 tane dizilmektedir.
Ve resmen arkadaki taşları korumak adına adeta asker gibi görev yapmaktadır. 🙂
Gündelik hayatta da kullandığımız piyon kelimesi aslında satrançta asker anlamında da kullanılmaktadır. Acaba hangi taşın askeri olacak bir piyon değil mi? Ya da hangi taşı koruyor? 🙂
Bu arada piyon sadece bir kare ileri gidebilir. Sadece oyun ilk başlarken iki kare gidebilmektedir.

Satranç oyununda bir çok kural ve özel hamleler mevcuttur fakat başlangıç seviyelerinde oynayanlar için öncelikle oyunun ana kurallarını bilmek ve onları özümseyebilmek gereklidir. Bir süre sonra oyunda profesyonelleşmeye başlandığında zaten diğer kuralları bilmek ve öğrenmek için can atacaksınız. 🙂
Satranç oyunu binlerce yıldır o kadar popüler ve o kadar çok oynanmaktadır ki bu oyun için turnuvalar, festivaller ve yarışmalar düzenlenmektedir. Geçmişten günümüze kadar binlerce oyuncu bu yarışmalara katılmış ve ödüller kazanmıştır.
Dünya Satranç Federasyonu tarafından uluslararası turnuvalar düzenlenmektedir. Tıpkı diğer spor dallarında olduğu gibi her ülkeye ait ligler bulunmaktadır ve bu lig şampiyonları uluslararası müsabakalarda bu oyun için mücadele etmektedirler.
Türkiye’de Türkiye Satranç Federasyonu bu konuda öncülük etmektedir. Takip etmek isterseniz federasyonun sitesini ziyaret etmenizi tavsiye ederiz. Kim bilir belki bir gün uluslararası platformda ülkemizi temsil edecek kişi siz olabilirsiniz? 🙂

Satranç oyunun diğer oyunlardan ayıran en büyük özelliklerden birisi, iki tarafından her zaman oyuna eşit başlamasıdır.  Hiçbir ayrımcılık yok. Her şey eşit. Tamamen zekanın ve hamlelerin konuştuğu düşünceye dayalı muazzam bir oyun! Bazen günlerce bile süren tek bir hamle için verilen mücadele ve beyin fırtınası…
Sizce de harika değil mi? 🙂 Aynı dile bile ihtiyacınız yok. Çünkü oyunun kuralları evrensel ve sadece taşlar konuşuyor. Sizin konuşmanıza ihtiyaç bile yok…

Oyunun sonunda iki durum mevcuttur: Pat ve Mat.
Pat, oyunda yapılacak herhangi bir şey kalmadığında, yasal olarak yapılacak hamleler bittiğinde kullanılan bir terimdir. Şah tehdit altında olmadığında ve oyuncuların yapacak hamleleri kalmadığında oyunun berabere bitmesidir… Zor gerçekleşir fakat gerçekleştiğinde beraberlik söz konusu olur. 🙂

Ve en önemli hamle olan MAT!…
Mat, oyunculardan birinin şahı tehdit altında iken yapılacak hiçbir şeyin olmadığı duruma denmektedir. Şahı tehdit eden oyuncu, karşı taraftaki oyuncuya “ŞAH” diyerek uyarıda bulunur. Saldırı altında bulunan Şah’ın yapacak herhangi bir hamlesi kalmadıysa oyuncu MAT olmuş demektir. Şah’ını tehdit altına alan oyuncu “ŞAH MAT” diyerek mat olan oyuncuya oyunun sona erdiğini bildirir. Çok havalı değil mi ama? 🙂 Ve bu bildiriden de anlaşıldığı üzere, ne yazık ki mat olan oyuncunun kaybettiği anlamına gelmektedir…

Oyun bitse dahi, tekrar ve tekrar oynamak isteyeceğiniz, mat olsanız dahi zevkle bir daha denemek isteyeceğiniz, günler sürse dahi merakla sonucuna adım adım ilerleyeceğiniz bir oyun, SATRANÇ…
Hepimiz bu oyunu zevkle oynayacağımız ve sonucunu heyecanla bekleyeceğimizden eminiz değil mi? 🙂 Üzerine kitaplar yazılmış, belgeseller çekilmiş, bilgisayar oyunları yapılmış ve şampiyonalar düzenlenmiş bu oyunu en kısa zamanda oynamanız dileğimizle!

Ve asla MAT olmamanınız temennimizle!
Öyleyse bol şanslar… İyi olan kazansın! 🙂

Miss Heisenberg!

- Reklam -

Cevap ver

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz