Evrenin gizemli sırları…

Asla aşamayacağımız bir sınır var mı? Ne kadar gayret göstersek de asla ulaşamayacağımız yerler var mı? Bilim kurgu teknolojisi ile dahi sınırları ve içerisinde sayılı miktarda madde olan kainatın ufak bir kesesinde hapsolmuş durumdayız. Evrende bizim için ne kadar yer var ve ne kadar uzağa gidebiliriz? Bilmediğimiz şeylerin sınırlarını nasıl araştırabiliriz? Bu sorular, üzerinde spekülasyon yapmayı oldukça eğlenceli kılan konulara ulaşır. Ancak, varoluş alanımızın olası sınırlarına dair bazı sağlam delillerimiz var.
Uzayın gizemini araştırırken daima daha önce hiç aklınıza gelmemiş bir şeyi düşünmeye hazır olmalısınız. Sonuçta, evrenin kökeni insanlıktan çok daha eskisine dayanmaktadır. Evrenin sınırlarını sorguladığınızda ise; bir sınır çizgisini kastetmiş olma ihtimaliniz yüksektir. Ancak evrendeki parçacıklarımızın sınırı, düşündüğünüz şekilde değildir.
Belirli bir disiplinin neyi bilip neyi bilemeyeceğini tartışmaya çalışırken; bir uyarıcı olarak ünlü filozof Auguste Comte vakasını akılda tutmak gerekir. On dokuzuncu yüzyılın ilk yarısında yazdığı makalelerde, astronomların gök cisimlerinin kimyasal bileşimini asla tespit edemeyeceklerini belirtiyordu. Bununla birlikte; Comte’un tahmininden yalnızca birkaç on yıl sonra, Kirchhoff spektroskopiyi icat etti ve Güneş atmosferindeki kimyasal elementleri tanımlamayı başardı.
Kozmoloji, muhtemelen insanlık tarihi boyunca süregelen en cesur girişimlerden biridir. Evrenin kökenini, evrimini ve yapısını bir bütün olarak anlamaya çalışmaktadır. Bunu yaparken; koleksiyonların farklı koşullar altında tekrarlanamadığı belirli gözlemsel verilere güvenmek zorundadır. Dahası; bu tür verileri, geçerliliği çoğunlukla Dünya’daki laboratuvarlarda değerlendirilen bir dizi fiziksel yasaya göre yorumlaması gerekir. Kozmoloji, bilinen fiziğin belirsiz bölgelere ekstrapolasyonuna ve evrenin gözlemleyebildiğimiz kısmının davranışından türetilen dolaylı kanıtlara dayanır. Kozmolojinin altında çağında, insanlık tarihinde ilk kez evrenin genel yapısını bilimsel olarak tanımlayabilmekteyiz. Ancak; bir dereceye kadar, evren hakkında bir anlam çıkarmayı başarmış olmamız oldukça şaşırtıcıdır.

EVRENİN YAPISI

Gözlemlenebilir evrenin %99.999’u elektriksel olarak iyonize plazmadır. Bu da evrenin, oldukça fazla boş olmasının ve katı toz parçası bırakmasının göstergesidir. Bu iyonize hidrojenin çoğu karanlık mod ile çalışır; bu nedenle çıplak gözle görmek o kadar kolay değildir. Ölçüm araçları, birbirine bağlı plazma filamanlarının inanılmaz derecede karmaşık bir yapısını orta çıkarmıştır: KOZMİK AĞ.
Bu filamanların Birkeland akıntıları olarak adlandırılan yerel bir formu, Kuzey ve Güney Kutuplarında Aurorae (Kutup Işıkları) olarak görünür. Gökyüzüne baktığınızda; eş merkezli silindirler oluşturduğunu ve ilginç bir şekilde ters döndüğünü fark edebilirsiniz. Bunlar, inanılmaz derecede iyi doğal elektrik iletkenleridir ve aslında elektromanyetik indüksiyon yoluyla akım üretmeye yardımcı olmaktadırlar. Dolayısıyla bu yapılar, uzayda hareket ederken Kozmik Ağ kendi kendini sürdürür. Bu devasa sistemin asıl amacı ise galaksiler üretmektir. Her galaksinin kendisi bir güç dağıtım sistemidir ve merkezi Plasmoid çekirdeğindeki büyük elektrik akımlarını sonlandırır. Ağları aracılığıyla, milyarlarca yıldız için üreme alanı sağlar. Bunlar, InterStellar Medium kanallarındaki kıstırma noktalarında galaksilere benzer şekilde meydana gelmektedir. Yıldızlar, evrenin nihai güç dönüştürücüleridir. Yüksek güçlü elektrik enerjisini, yaşamın bağlı olduğu elektromanyetik radyasyona dönüştürürler.

Şimdi, bir an için her şeyin nasıl çalıştığını düşünün. Okumaya devam etmeden önce; bir atomun etrafında dönen elektrondan devasa bir galaksi kümesine kadar her şeyi düşünün.

1. Elektronlar, atom çekirdeğinin etrafında döner.
2. Atomlar, moleküller halinde bir araya toplanır.
3. Moleküller, çevremizdeki tüm cisimlerin yapı taşları olarak kendilerini düzenler.
4. Bu yapılar; gezegenleri, yıldızları ve bizi oluşturur.
5. Gezegenler ve yıldızlar, galaksilerin etrafında döner.
6. Galaksiler, görünür uzayda gökada grupları halinde kümelenir.
Bu kümelerin, görebildiğimiz kadar uzağa gittiğini biliyoruz. Her şey, enerji etrafında dönen ve boyut ölçeğini besleyen bir sistem gibi görünmektedir. Evrende hareket eden her şey, bu sistemi gerçekleştirebilmek için enerjiye ihtiyaç duyar.

IŞIK HIZI

Ünlü E= mc^2 denklemini duymuşsunuzdur. E= enerji, m= kütle ve c= ışık hızı. Bu denklem, evrenimizin büyük dengesi ve hız sınırıdır. Hızlanmak için ne kadar çok enerji kullanırsanız; toplam enerjiniz, kütlenize o kadar fazla transfer olur. Esasen, ne kadar hızlı hareket ederseniz; o kadar ağırlaşırsınız. Üç (belki de dört) boyutlu evrenimizin yasaları, bu noktada durur çünkü enerjimizin %100’ünü E= mc^2 denkleminin her iki tarafına da aktaramayız. Denklemde, yalnızca maksimum %99 ila %1’lik bir enerji dağılımı oranını koruyabiliriz. Dolayısıyla ışık hızında seyahat etmemiz şimdilik matematiksel olarak imkansız görünmektedir. Sonuç olarak; ışık hızı, evrenimizin önündeki ilk engel olabilir.

PLANCK UZUNLUĞU

İkinci engel için, kuantum krallığına doğru gidiyoruz. Daha önce açıklanan evrenin yapısını tekrar düşünün. Daha iyi anlaşılması için atomdan başladık ancak enerji zinciri bundan çok daha derine inmektedir. Elektronlar, atomun çekirdeği etrafında döner. Çekirdek, nötron ve protonlardan oluşur. Elektronlar ise, iki kuarktan veya enerji filamentinden oluşur. Küçülmeye devam edin ve zamanın artık anlam ifade etmediği en küçük noktaya ulaşın. Burası, uzay ve zamanın ilgili olduğu ve evrenimizin matematiğinin tekrar çalışmayı bıraktığı en küçük noktadır. Matematik ve zamanın anlamsızlaştığı iki nokta bulmuş gibiyiz. Bu, ötesinde hiçbir şey olmadığı anlamına gelmez; bizden çok daha farklı bir varoluş türü olabilir.

BÖLÜNMENİN GİZEMİ

Bu konsept o kadar basit ki sizi korkutabilir. Matematiğin 2. Kuralı: Bir şeyi bölüp 0 elde edemezsiniz. Bir şeyi ikiye bölmek, sadece iki eşit küçük parçanın oluşmasıdır. Bu parçaları ayırmaya devam etseniz de bölmenin potansiyel sonunu bulamazsınız. Bu durum, size evrenin büyük olasılıkla sonsuz olduğunu ima ediyor. Peki, sonsuz ama engelleri olan bir evren olabilir mi? ‘Hiç mantıklı değil!’ dediğini duyar gibiyim. O halde daha fazlası için okumaya devam et.

KUARKLARIN DAVRANIŞI

Bir elektron genellikle küçük bir top olarak düşünülür. Zaten ders kitaplarımızda da böyle görünüyorlardı. Aslında elektron saf enerjidir. Bir elektron, birbirine bağlı ‘Kuark’ adı verilen iki enerji lifinden oluşur. İki Kuark’ı birbirinden ayırmak ise son derece zordur ve inanılmaz miktarda enerji gerektirir. Ancak bu yapıldı. Kuarkları birbirinden ayırdığınızda iki yeni kuark ortaya çıkmaktadır. Sanki aniden enerjiyi çekmişler gibi. Tekrar dur! Termodinamik kural 1: Enerjiyi yaratamaz veya yok edemezsin. Bu doğru. Peki, diğer kuarktan gelen enerji nereden geldi? Hiçbir fikrimiz yok. Sanırım artık mantıklı bir çıkarım yapmak için yeterli bilgiye sahibiz.

SONUÇ

Şimdiye kadar ne biliyoruz?
1. Enerji yaratılamaz veya yok edilemez; ancak kuarklar tam tersini söylüyor.
2. Alemimiz, yukarı doğru beslenen ve enerji etrafında dönen bir sistem tarafından inşa edilmiştir.
3. Bir şeyi bölerek 0 elde edemezsiniz; varoluş sonsuz gibi görünüyor.
4. Ancak ışık hızından daha hızlı gidemeyiz: LİMİT 1.
5. Matematik ve zaman, Planck uzunluğunda çalışmayı durdurur: LİMİT 2.

Eğer evrendeki alanımız enerji üzerine kurulu bir sistem ise; o halde bu enerjinin bir kaynağı veya kökeni olduğu tezi mantıklıdır. Kuarklardan başlayarak evrenimizi besleyen sistemin, enerjisini yoktan var etmesi pek olası görünmüyor. Sonuçta her şeyin E= mc^2 ile dengelenmesi gerekmektedir.
Kuarkların bir yerden enerji çekmesi ve kendi dünyamızın sınırları olduğu gerçeği, evrenin de bir yerde durduğu anlamına gelmez. Eğer varoluş sonsuz ise; günümüz matematiğinin bittiği noktada yeni matematiğin başlaması mantıklıdır. Bu, sadece evrenimize paralel başka bir evrenin matematiğidir. Evrenimizin enerjisi muhtemelen ‘üstümüzdeki’ evreni besliyor. Biz ‘altımızdaki’ evrenden enerji çekerken; enerjimiz de sonsuza kadar yukarı gitmelidir. Bu spekülatif bir tahmin olabilir; ancak konuşmak zorundayız.

- Reklam -

Cevap ver

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz