Evet! Başlığımızdan da anlaşılacağı üzere konumuz büyüleyici, uçsuz bucaksız ve hala üzerinde net hiçbir şey bilinmeyen evrenin en gizemli alanlarından birisine..
Kara Delikler!
Hazırsanız uzay yolculuğumuza başlayabiliriz.. 🙂
İnsanlık çok uzun süredir yerkürenin dışında da araştırmalar yapmaktadır. Astronomi yani Uzay Bilimi çalışmaları günümüzde çok daha fazla önem arz etse de, teknolojimizin el verdiği kadarıyla hala evrenin, uzayın çok çok çok ama çok az bir kısmını gözlemleyebilmekte ve anlamaktayız… Uzay bükülebiliyor mu? Zamanda yolculuk yapılabilir mi? Evren genişliyor mu? Evren soğuk mu yoksa sıcak mı? Büyük Patlama nedir? Kara Madde nedir? Işık Hızı nedir? gibi benzeri binlerce soru sorulmakta ve çözümleri aranmaktadır.
Kara Deliklerde üzerinde çok fazla çalışmalar yürütülen ve hala gizemini koruyan uzayın en bilinmeyen alanlarından birisidir..

Kısa Kara Delikleri ifade edecek olursak; önüne çıkan her şeyi yutan kocaman siyah bir canavar olarak hayal edebiliriz! 🙂
Hayır korkmayın! Canavar falan değil..
Kara Delik, uzayda yol alan herhangi bir maddenin veya ışığın kaçamayacağı kadar büyük bir kütleçekime sahip gökcisimlerine verilen isimdir. Anlayacağınız etraflarında bulunan her şeyi içlerine çekmekte ustalaşmış devasa kütlelere sahip gökcisimleridir. 🙂
Kara delikler çeşitli büyüklerde olabilirler. Büyüklükten kastımız hayal edebileceğimizin çok ötesindeki büyüklüklerdir. Örneğin; Güneş’in 20 milyon katı büyüklüğünde karadelikler veya 40 milyar kat daha büyük karadeliklerin varlığı evrende tespit edilmişlerdir.
Kara deliklerin büyükleri ve kütleleri onların en belirleyici özellikleridir. Bu ayrımlara göre kare delikler kümeleştirilebilmektedir.
Bildiğimiz ve genelde duyduğumuz orta büyüklükteki en yaygın kara delikler yıldızsal kara deliklerdir. “Yıldızsal kara delikleri” birazcık açalım mı?
Çok büyük kütleli bir yıldız hayal edelim. Sürekli yanan, ısı ve ışığı çevresine yayan, enerjisi ve yakıtı hiç bitmeyecekmiş gibi hayatına devam eden bir yıldız olsun bu. İçinde bulunan elementler sonsuz bir döngüyle birleşerek sürekli yakıtı ateşlemekte ve enerji bu şekilde devam etmektedir. Fakat bir gün bu yıldızımız artık bu şekil de devam etmekten sıkılarak tam tersine bir hareket göstermeyi tercih eder. Yani dışına değil artık içine doğru, kendi merkezine doğru bir patlama gerçekleştirir. Yani aslında bu yıldız içine doğru bir patlama gerçekleştirerek bir çöküş yaşar.
Peki bu çöküş bir son mudur? Hayır!
Bu çöküş bir Kara Deliğin başlangıcıdır! (Bu olaylar meydana gelirken arkada inanılmaz bir Fizik ve Matematik denklemi kargaşası yaşanmaktadır ama hiç bulaşmaya niyetimiz yok. 🙂
Oluşan kara deliğimiz, yıldızımız’da ki tüm parçacıkları da içine alarak büyür, büyür ve büyür. Kütlesi inanılmaz şekilde büyük olan bu gök cisimlerinin yoğunlukları da bir o kadar büyüktür. Ortaokuldan hatırladığımız basit bir formülle bunu aslında hayal edebiliriz;
Yoğunluk = Kütle / Hacim
Bu küçücük formülden de yola çıkabileceğimiz gibi kütle ve yoğunluk birbiriyle doğru orantılıdır. Yani yıldız içine çöktükçe hacmi küçülecek ve küçülecek ve küçülecek ve küçülecektir. Hacim küçüldükçe kütle büyüyecek ve büyüyecek ve büyüyecektir. Peki kütle büyüdükçe doğru orantılı bir şekilde yoğunlukta büyümeyecek mi? Doğru Cevap!
İşte ufacık bir fizik denklemiyle bile kara deliklerin aslında ne kadar büyük kütlelere ve yoğunluklara sahip olabileceğini hesaplayabiliriz. 🙂
Tamam tamam.. Bu kadar Fizik ve Matematik yeter.. Hadi konumuza tekrar dönelim.
Tabi evrende sadece yıldızlardan oluşmuş kara delikler yoktur. Evrenin oluşum anında yani Büyük Patlama’dan hemen sonra meydana gelmiş olduğu düşünülen kara delikler vardır. Bunlar hakkında da çok fazla elimizde bilgiler mevcut değildir fakat evrenin ilk anında oluştukları düşünüldükleri için ilksel kara delikler olarak adlandırılmaktadır ve çok küçük boyutlarda olduğu düşünülmektedir. Buradaki “KÜÇÜK” kavramını siz düşünün artık. 🙂
Çok daha büyük kütleli, evrendeki en büyük kara delikler süper kütleli kara delikler olarak adlandırılmaktadır. Bunların büyüklüğünü ifade edecek sayısal rakamları buraya yazmaya çalışsak bir satırdan daha fazla sıfırın çarpımına eş değer bir sayısal veri elde edeceğimizi biliyoruz. 🙂 Hayal etmek her zaman daha kolaydır değil mi?
Haydi çok büyük kütleli kara delikleri hayal edelim.
Güneş’i ele alarak başlayalım. Güneş’in yanına 40 milyar tane daha Güneş koyalım. Ve bunları birbirleriyle çarpalım. Elde ettiğimiz kütle ve yoğunluğu hayal edebiliyor musunuz? Peki büyüklük? OMG!
Hayal etmekte bile zorlanıyorum sanırım. 🙂
Gelelim başlığımızdaki soruya. Kara Delik gerçekten Siyah mıdır?
Kocaman bir EVET!
En başta da belirttiğimiz gibi, kara deliklerin karşısına çıkan hiçbir madde, cisim ya da ışık ondan kaçamayacağı için kara delik içine çekip yutmaktadır. Her şeyi içinde yutarak sömürmektedir. Dolayısıyla ışığı asla yaymaz. Işık yansıtamaz. Hayal ettiğiniz gibi dipsiz bir kuyu, uçsuz bucaksız bir boşluk olarak düşünebilirsiniz. Dolayısıyla bir hiçlik ve siyahlık hakimdir. Dolayısıyla bilim insanları kara delikleri göremez. Görülemezler.
Peki ama o zaman nasıl varlığından haberdarız?
Biliyoruz ki kara deliğin etrafında dönen yıldızlara veya gaz kütlelerine uygulanan çok büyük bir kütle çekim kuvveti var. Bilim insanları da bu kütle çekim kuvvetinin etkilerini gözlemleyerek bir kara deliğin var olup olmadığını tespit edebilmektedirler. Bilim insanlarına göre; bir yıldız veya bir gaz kümesi belirli bir noktada ve aynı ivmelerle sabit bir şekilde dönme hareketi gerçekleşiyorsa o noktada bir kara delikten bahsedilebilir durumdayız demektir.
Teknolojinin el verdiği imkanlarla yapılan gözlemler doğrultusunda bir yıldız ve bir kara delik birbirleri etrafında çok yakın döndükleri zaman yüksek enerjili kozmik ışın/ışık yaydıklarını tespit etmişlerdir. Bu elde edilen veriler sayesinde kara delikler hakkında daha çok bilgi edinilmekte ve üzerinde daha çok araştırmalar yapılmasına imkan tanınmaktadır.
Peki Olay Ufku Nedir?
Olay ufkuna kara deliğin gözlemleyebildiğimiz son bölgesidir diyebiliriz. Basit bir şekilde kara deliğin dış yüzeyine olay ufku denmektedir. Her kara deliğin bir olay ufku vardır. Olay ufku dönüşü mümkün olmayan bir sınır noktasıdır desek yanlış olmaz herhalde. Kara deliğin olay ufkuna gelmiş bir cismin vay haline! 🙂 Buradan sadece ışık hızını geçebilen bir şey kurtulabilir fakat evrende ışık hızını geçen bir şey henüz keşfedilmedi! 🙂
Işık dahi bu sınır gelmiş ise kara delikte kaçamaz fakat bu aşama da ışık uzay – zamanda bükülerek eğilme meydana gelir ve sanki kara deliğin etrafında ışık hareket etmeden duruyormuş gibi görünmesine sebep olur. Bildiğimiz tüm fizik kuralları bu aşamadan sonra işe yaramamaktadır! Tüm bildiğimiz fizik yasaları bu sınırdan sonra bir şey ifade etmemektedir. Zaman artık bu aşamadan sonra bildiğimiz şekliyle akmamaktadır.
Hayal dahi edemediğimiz bu olayların evrende var olması sizi de büyülüyor değil mi? 🙂
Birçok bilim insanı karadeliklerin ötesinde solucan deliklerinin varlığından bahsetmektedir. Solucan delikleri bizi başka evrenlere taşıyan bir tünel görevi görmektedir dersek çokta yanlış olmaz sanırım. Fakat hiçbir şekilde ispatlanmış ya da uzayda tespit edilebilmiş gök cisimleri olmadığından dolayı hala teori olarak kalmaktadırlar.
Eğer bir gün zaman da yolculuk yapılabilirse veya evrenler arası yolculuklar yapılabilirse ki buda paralel evrenlerin varlığının gerçek olduğunu gösterir, o zaman solucan deliklerinin içlerinden geçerek diğer evrenlere gidebiliriz demektir. 🙂
Son olarak birlikte bir hayal kuralım!
Astronot kıyafetlerimizi giyerek uzaya fırlatılmış bir astronot olduğumuzu hayal edelim. Uzayda mükemmel yolculuğumuza devam ederken karşımıza kocaman bir kara delik çıkıyor.
OMG! Yavaş yavaş gördüğümüz olay ufkuna doğru ilerliyoruz. Olay ufkunun dibine kadar geldik… İşte buradan sonra başımıza neler gelir dersiniz? İmkanınız varsa bir an önce oradan uzaklaşarak kaçıııınnnnn! 🙂 Tabi ki bu imkansız.
Kara deliğin içine çekileceğiz. Hala hiçbir bilim insanı tam anlamıyla kara deliğe düşen bir astronotun başına neler geleceğini bilemese de şunu tahmin edebiliyoruz ki yavaş yavaş spagetti şeklini alarak kara deliğe çekileceğiz! Evet evet bildiğimiz makarna çeşidi olan. 🙂
Ve vücudumuzun her yerine uygulanan kütle çekim kuvveti farklı olacaktır. Örneğin; ilk önce kara deliğe ayağımız girdiyse, ayağımıza ve dışarıda bulunan başımıza uygulanan kuvvetler farklı olacaktır. Tabi bu aşamada zaman bildiğimiz gibi akmamakta ve bizim vücudumuz spagetti halini alarak kara deliğin içine çekilecektir!
Upss! Tamam korkmayın. Evimizde güvendeyiz ve bilgisayarlarımızdan bu yazıyı okuyarak sadece ufak bir hayal kuruyoruz! 🙂 Ne kadar heyecanlı ve gizemli bir yolculuk olurdu değil mi?
Gelecekte bizi neler bekliyor bilmiyoruz. Bilim insanlarının merak duygusu, özverili çalışmaları ve ilerleyen teknoloji sayesinde belki de kara delikleri daha iyi gözlemleyerek daha iyi öğreneceğiz. Belki kocaman bir kara deliğin içinden geçerek başka evrenlerde yaşayan diğer sizlerle sohbet ederiz ne dersiniz? 🙂
NOT: Yine de hafif bir gerilim ve heyecan duygusunu yaşamaya devam etmek istiyorsanız hemen YILDIZLARARASI (INTERSTELLAR) filmini izlemenizi tavsiye ederiz! Şu ana kadar çekilmiş en gerçekçi uzay filmi desek abartmış olmayız emin olun. 🙂 Şimdiden iyi seyirler…
Dipnot: Kişisel örnekler gerçek verilere yakın fakat rastgele seçilmiştir. Matematiksel olarak değil daha çok sözel ifade edilmeye çalışılmıştır.