- Reklam -
- Reklam -
Ana Sayfa İlişki Herkes aşkı bulabilir mi?

Herkes aşkı bulabilir mi?

Herkese göre aşkın tanımı farklıdır. Kimine göre insanın hayatında sadece bir kez karşısına çıkabilecek özel bir duyguyken, kimine göre defalarca aşkı yaşamak insanın doğasında vardır. Bazı insanlara göre gerçek aşkı bulduğunuzda ömür boyu sürer fakat; bazı insanlara göre de ömrü kısadır. Peki herkesin hakkında mutlak görüşlere sahip olduğu aşk’ın bilimsel tanımı nedir, herkes aşkı bulabilir mi?

Aşkın Tanımı

Aşkın bilimsel tanımını yapacak olursak; beynin yüksek miktarda feniletilamin , dopamin ve norepinefrin salgılamasıyla oluşan durumdur. Feniletilamin, aşık olduğunuzu düşündüğünüzde yaşadığınız reaksiyonlara sebebiyet veren kimyasaldır. Büyüyen gözbebekleri,’ midede uçuşan kelebekler’ diye de tabir edilen karın bölgesinde hissedilen; kramp benzeri hafif ağrılar ve sinir uçlarının yoğun olduğu bölgelerde hızlanan kan dolaşımı feniletilamin ve norepinefrin salınımından kaynaklanmaktadır. İlk görüşte aşkın arkasındaki asıl kahramanları da norepinefrin ve feniletilamindir diyebiliriz. Aşık olma sürecinde devreye giren bir diğer kimyasal ise beynin ‘ödülü’ olarak da bilinen dopamin. Salgılanan yüksek miktardaki dopamin ile birlikte kişi, aşık olduğu insana karşı yoğun bir dikkat ve ilgi göstermeye başlar. Aynı zamanda vücuda enerji veren dopamin , uykusuzluk hali, iştah kapanması ve normalden daha coşkulu olma haline de neden oluyor. Feniletilaminde ,mesolimbik dopamin salınmını artırır.
Norepinefrin; aşkta kalp atış hızından sorumludur.
Salgılanan bu kimyasallarla birlikte aşkın ilk etabı tamamlanmıştır. Bu salınımların etkisi kaybetmesi 6 aydan 3 yıla kadar sürebilmektedir. Etkisini kaybeden bu kimyasallar eğer aşk ‘gerçekse’ yerini endorfine bırakırlar. Endorfinler; güven, bağlılık, içtenlik ve neşe vererek ilişkinin devam etmesindeki rolü üstlenir. İlişkinin ilerlemesiyle salgılanan bir diğer hormon da oksitosindir. Bu hormon ise; en çok orgazm ve gebelik dönemlerinde salgılanmakla beraber , olumlu duyguları uyarıp stresi azaltarak; ilişkinin sükunetle devam etmesine yardımcı olur.

Aradığını Bulmak

Çeşitli kimyasal salınımlarla beraber bilimsel olarak aşkın vücudumuzda neleri etkilediğini her ne kadar açıklayabiliyor olsak da, insanların aşkı araması ve hayatlarının merkezine koymaya çoktan hazır oldukları ‘o’ kişiyi bulmak istemeleri aslında bu salınımlarla uzaktan yakından alakalı değildir. İnsanların büyük çoğunluğu her ne kadar gerçek aşkı en az bir defa yaşadığını, yaşamayanların da bir gün mutlaka yaşayacağını düşünerek , aslında içinde bulunmamaları gereken sayısız ilişkiden geçiyor. Bunun sebebi belki aşkın gerçekten çok özel olduğunu düşündükleri için kendilerini bu özel duyguya layık hissetmek istemeleri, belki de tercih edilmiş yalnız hayatın bir tabu olarak görülüp aslında ‘tercih edilmiş’ olmadığını düşünen kesime kendilerini içten içe kanıtlama çabalarıdır. Bu durumda aşk; gerçekten anlatılan kadar özel mi, eğer öyleyse hayattaki her insanın yaşayabileceği bir durum olması bu özelliği söndürmez mi? Ya da, bilimsel verilere rağmen hayatları boyunca birbirlerine aşık olarak yaşadığını iddia eden insanları baz aldığımızda; eğer her insan aşkı bulamayacaksa ve tercih edilmiş bir yalnızlıktan yana değilse bu hayattaki partnerini nasıl seçmeli?  Bu sorular her ne kadar her insanın üzerinde düşündüğü basit ikilemler gibi görünse de, özellikle hayatlarında etrafındakilerle paylaşabilecekleri bir başarıları ya da anlatmaya değecek bir yaşantısı olmayan insanlar, aşkı yaşamasa bile çeşitli sorunları içinde barından ilişkilerinden ısrarla kopmamaya devam ediyorlar. Çünkü çok özel buldukları aşk; onlar için hayatlarını anlatmaya değer kılabilecek tek etken. Ve gerçekten yaşayıp yaşamadıklarına, kendi yarattıkları illüzyonun dışına çıkıp bakmaya bile cesaretleri yok.
Belki de bu tip insanlar, bulmak istediklerini yanlış yerde aradıklarını kabullenmeyecekleri için, bu gibi hissiyatları her zaman bir ‘kazanım’ olarak görecek; aslında sadece hayatın akışında karşınıza çıkabilecek sayısız heyecandan bir tanesi. Yaşanan her aşk destansı olamayacağı gibi, aşksız geçmiş bir hayatın mutlaka sıradan olarak görülmesi; delüzyonel bir bakış açısı olacaktır. Bu durumda hayatına eşlik etmesi için birini almak isteyen bir insanın, illa aşık olmayı beklemesi mi gereklidir sorusu; yalnızlığı tercih etmek istemeyen kesim için yerinde olacaktır.

Mantık İlişkisi

Hayatının her anına eşlik etmesi için birini seçmek ,komplike bir karar gibi gözükse de; aslında çok basit bir dinamiğe sahip bir karardır. Günümüz ilişkilerine göz attığımızda, aslında iki insan arasında yaşanmaması gereken bilumum sorunların bir çoğuna rastlıyoruz. Bunlara çiftlerin birbirine uyguladığı çeşitli psikolojik şiddetler de (gaslighting, love bombing, ghosting, benching vb.) dahil .Aslında insanların bu sorunlarla dolu ilişkileri sonlandırmamalarının en önemli nedenlerinden biri de; uygulanan bu psikolojik şiddeti farkında olmamak. İkili ilişkilerde bu farkındalığı kazanmış olmak ve istenmeyen bir durum yaşandığında; eğer bu durum kişinin ‘kırmızı çizgi’ diye de tabir edilen kişisel sınırlarını bir şekilde aşmış durumdaysa, bu ilişkiyi sonlandırmak normalize edilmeli.
“Aşk” adı altında hayatınızdaki insanın her türlü hatasını ve yanlışını affetmek, görmezden gelmek ;ilişkiyi onarmayacağı gibi, kendinize olan öz saygınızı siz bile fark etmeden yitirmenize ve bir kere geldiğiniz bu hayatı bir başkasını rehabilite etmeye çalışmakla geçirmenize neden olacaktır.
7.879.044.000 kişiyle aynı gezegeni paylaştığımızı düşünürsek, kendini imkanı varken geliştirmemiş, bazı karakteristik sorunlarını zamanı gelmişken düzeltmemiş bir insanı ısrarla hayatınızın merkezine koymak;bir kere geldiğiniz bu hayatta kendinize yaptığınız en anlamsız kötülüktür. Her insan kendi hayatı ve istekleri doğrultusunda yeteri kadar bencil olmalıdır ki; kendi hayatına en uygun standartlardaki partneri seçebilsin. Adına ‘aşk’ diyerek sorunlu ilişkileri romantize etmek size bir şey katmayacağı gibi, yalnızlığı tercih etmek istemediğiniz için yine size bir şey katmaycak ilişkilerin içinde bulunmanın da size bir getirisi olmayacaktır ve ruhunuzu doyurmayacaktır. Eğer hayatınızı biriyle paylaşmak istiyorsanız fakat aşkı bulamadıysanız veya bulmakla ilgilenmiyorsanız; karşınızdaki insanın size güzel anılar bırakacağından emin olun. Sağlam bir mantık ilişkisinin ilk yazılı olmayan kuralı ise hayatınızdaki kişinin sizi sürekli olarak kendinizi herhangi bir konuda geliştirmeniz ve yeni deneyimler kazanmanız için motive etmesi ve sınırlarınızı zorlamasıdır. Çünkü hayatı dolu dolu yaşayabilmenizin ve yaşadığınız hayattan optimum zevki alabilmenizin temeli buna dayanır. Bütün bunlardan dolayı ;henüz genel geçer sınırlarınıza saygı duymayan ve sizi olduğunuz yerde saymaya iten insanları bir zaman kaybı olarak görmeye başlamanız ,hala yapmadıysanız kendinize  yapacağınız en büyük iyiliklerden olacaktır.

Duygular ve Mantık

Mantık ilişkileri her ne kadar hayatımızı nizami şekilde sürdürebilmemizin en iyi yolu olarak görünse de, gerçekten aşkı yakalamış olan insanlar; kendilerini bu duygunun esiri altında bulabilmektedir. Bu noktada en önemli kıstas; yaşanılanın gerçekten aşk olup olmadığı yanılgısıdır. Eğer gerçek bir aşk söz konusuysa insan hayatındaki en unutulmaz duyguları yaşayacağı bu zamanlarda, duyguların tamamını tüketmekten çekinmeyerek; bir nevi anın tadını çıkartarak fakat aşka güvenip başkasına bel bağlamayarak sonuna kadar yaşamalıdır. Her ne kadar bilimsel olarak belli bir tanıma sahip olsa da, herkese farklı deneyimler yaşatan bu belirsiz duygu, gerçekten destansı olaylara mahal verecek kadar özel mi yoksa her şey sadece anlık bir yüksek miktarda hormon salgılanmasının yarattığı uzun ya da kısa süren bir illüzyon mu bilinmez, bulunduğu zaman kaçılmaması gerektiği gibi, bir gün mutlaka bulunacağı göz önünde bulundurulup bulmak için peşinden koşulmaması gerekmektedir. Hem duyguların hem de mantığın bir şekilde kesiştiği en net noktayı en kolay bu düşünceyle yakalayabiliriz.

Yorum yok

Cevap ver

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Exit mobile version